1915’in Cehennemi: Çanakkale Siperlerinde Zamanın Durduğu An
Yıl 1915… Gelibolu yarımadası, dünya tarihinin gördüğü en acımasız ve kanlı boğuşmalardan birine sahne oluyordu. Gökten demir ve ateş yağarken, insan iradesinin sınırlarının zorlandığı o daracık siperlerde, sadece barut kokusu değil, yarım kalmış hayatların sessiz çığlıkları da havada asılı kalıyordu. Mehmetçik, bir elinde tüfeği, diğer elinde ise belki de son kez tutacağı kalemiyle, adeta ölümle dans ediyordu.
İşte tam da bu cehennemin ortasında, 3. Tabur’dan İzmirli Onbaşı Hasan’ın cebinden çıkan o sararmış, kenarları barut karası ve kahverengi lekelerle kaplı kağıt parçası, sadece bir evrak değil; tarihin kalbine saplanan bir hançer gibi duruyor. O leke, sıradan bir mürekkep lekesi değildi; bizzat vatan toprağını savunan bir evladın kanıydı.
Kurşun Sesleri Arasında Yazılan Satırlar
Cephe gerisine ulaşması imkansız görünen o mektup, topçu ateşlerinin siperi sarstığı bir gecenin şafağında yazılmıştı. Hasan Onbaşı, gaz lambasının loş ışığı altında değil, parlayan top mermilerinin aydınlığında satırları kağıda dökmüştü. Yazdıkları, sadece geride kalanlara bir elveda değil, tarihe düşülen vicdani birer nottu.
“Eğer bu mektup eline geçerse, bil ki ben aslanlar gibi bu topraklar için canımı verdim. Anam ağlamasın, vatan sağ olsun. Gözüm arkada kalmaz, çünkü arkamda bıraktığım kardeşlerim bu bayrağı asla yere düşürmeyecek.”
Bu satırlar okunurken, bugünün insanının o dönemin ruhunu anlaması neredeyse imkansızdır. Bir yanda ölümün soğuk nefesi, diğer yanda geride bırakılan annenin, nişanlının ya da henüz yürümeyi yeni öğrenmiş bir evladın hayali… Hasan Onbaşı, mektubunun son satırlarında eşine şöyle sesleniyordu: “Seni ömrümce sevdim, şimdi ise vatanın sevdasına emanet ediyorum.”
Mektubun Yüzyıllık Yolculuğu ve Günümüze Kalan Miras
Peki, bu kanlı veda mektubu sahibine ulaştı mı? Ne yazık ki hayır. Mektubu taşıyan posta neferi, aynı gün gerçekleşen şiddetli süngü hücumunda şehit düşmüştü. Mektup, Hasan Onbaşı’nın nesi var nesi yoksa konduğu o küçük ahşap sandıkla birlikte, yıllar sonra bir müzenin en kuytu köşesinde yeniden günyüzüne çıktı. Kağıt üzerindeki kan lekeleri hâlâ ilk günkü gibi duruyordu; sanki 1915’in o acı dolu saniyesini bugüne sabitlemek ister gibi.
Bugün Çanakkale’yi ziyaret edenler, o siperlerin arasından geçerken hâlâ rüzgarın fısıltısında bu mektubun satırlarını duyduklarını söylerler. “Eskiden Nolmuş?” ekibi olarak arşivlerden çıkarıp gün ışığına çıkardığımız bu hikaye, sadece geçmişin bir hatırası değil, geleceğe bırakılmış en ağır ve en asil mirastır.
🎲 Sen Olsan Ne Yapardın?
Çanakkale Siperlerinde Sen Olsaydın Ne Yapardın?